Hamed El Said, PhD

Narrow Default Wide
Blue Colour Green Colour Orange Colour Red Colour

Kürtler ayrılık istemiyor

İngiltere Manchester Metropolitan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamed El Said, Akit’e konuştu. Türkiye’deki Çözüm sürecini yakından takip eden Prof. Dr. Hamed El Said, “Türkiye, Çözüm süreciyle beraber dünyanın en büyük ilk 15 ekonomi ülkesi haline geldi. Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi haline geldi. Ortadoğu’nun da en büyük ekonomisi haline geldi. Bunun sonucunda da Kürtler, seçimlerde HDP yerine AK Parti’ye oy verdi. Bu şunu da gösterdi: Kürtlerin çok büyük bölümü bağımsızlık ya da ayrışma istemiyor. Bu ülkede bir arada yaşama iradesi istiyor” dedi.

 

08 Aralık 2014 Pazartesi 09:42

 İngiltere Manchester Metropolitan Üniversitesi Siyasal Ekonomi Anabilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hamed El Said, Akit’e konuştu. Aslen Ürdünlü olan ve yıllardır İngiltere’de yaşayan Prof. Dr. Said ile UTSAM’ın düzenlediği sempozyum kapsamında ülkemize geldiğinde konuşma fırsatı yakaladık. Prof. Dr. Said ile terör kavramını, IŞİD’i, Batı’daki İslamofobi’yi ve Çözüm Sürecini konuştuk…

TÜRKİYE BÜYÜDÜ, GELİŞTİ

Türkiye’deki çözüm sürecini yakından takip eden Prof. Dr. Hamed El Said, “Türkiye, çözüm süreciyle beraber dünyanın en büyük 15. ekonomi ülkesi, Avrupa’nın da 6. büyük ekonomisi haline geldi. Ortadoğu’nun da en büyük ekonomisi oldu. Bunun sonucunda da Kürtler, seçimlerde HDP yerine AK Parti’ye oy verdi. Bu şunu da gösterdi: Kürtlerin çok büyük bölümü bağımsızlık ya da ayrışma istemiyor. Bu ülkede bir arada yaşama iradesi istiyor” dedi.

ARAPLARIN ERDOĞAN RÜYASI

Arapların rüyasında Erdoğan gibi bir lider olduğunu ifade eden Said; “Arap ülkelerinin çoğunda Arap halkları, kendi liderleri olarak Erdoğan gibi bir lider görmek istiyor. Sadece ekonomi ve demokratikleşme konusunda değil, aynı zamanda Arap davasına sahip çıkması ve Arapları İsrail meselesinde savunması da Erdoğan’ı çok popüler hale getirdi. Bu durum bütün Arapların rüyasıdır” diye konuştu.

Öncelikle terör kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu alandaki en büyük problemlerden birisi budur. Maalesef herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir terörizm, terör tanımı bulunmuyor. Hatta Birleşmiş Milletler bile terörün tanımını yapma konusunda isteksiz bir tutum sergiliyor. Çünkü böyle bir tanım yaptığı zaman bir başka kesimi rahatsız etmekten korkuyor. Çok eskiden beri böyle bir tarif yapılabiliyor. Birine göre terörist olan diğerine göre özgürlük savaşçısı olabiliyor. Bu nedenle terörizmi tanımlamak her bir bireye ya da araştırmacının kendi bakış açısına bırakılmıştır. Hepsinden daha kötüsü şu anda devlet terörü konusunda herkesin mutabık kalabildiği bir formül de bir tanım da kullanılabilmiş değil.

Bu konuda sizin düşünceniz nedir?

Bana göre terörizm, insanları öldürmek, insanları kaçırmak, onlara zarar vermek, yaralamak ve masum insanlara yönelik böyle bir eylem olması halinde bu bir terörizmdir. Siyasi ya da dini nedenlerle masum insanları öldürmek terör tanımı olabilir.

Devlet teröründen bahsetmişken, İsrail’in Filistin’e yaptığı, Amerika’nın Irak’ta ya da farklı yerlerde yaptığı da devlet terörü mü oluyor?

Birleşmiş Milletler'de bile İsrail’in yaptıklarını sadece bir terörizm değil, aynı zamanda soykırım olarak kabul eden bir yaklaşım var. Yani tam da bu nedenle Birleşmiş Milletler özellikle de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’i ürkütmemek için tam, herkesin kabul edeceği bir terör tanımı yapmaktan kaçınıyor. Yani Müslümanlar için, İslam dünyası için kendi ülkelerini yabancılara karşı savunmak terörizm değil, cihaddır. Bu nedenle onlar zaten terör tabirini Müslümanlar için kullanıyorlar.

IŞİD hakkında ne düşünüyorsunuz?

Irak’ta olup bitenler zaten böyle bir örgütün ortaya çıkması için yeterli gerekçe sunuyor. Batı, bunun önünü açmış oldu. Dolayısıyla IŞİD gibi bir örgütün ortaya çıkması sürpriz değildir. Bölgedeki şartlar elbet de IŞİD’in ortaya çıkıp büyümesine zemin teşkil etmiştir.

Bölgedeki şartlardan bahsettiniz… Bunlar nelerdir?

Saddam Hüseyin devrildikten sonra Irak’taki Sünniler özellikle Maliki yönetiminin uygulamaları nedeniyle büyük bir kriz yaşamaya başladılar. Maliki rejimi tamamen mezhepçi bir politika izledi. Oradaki Şii militanlar da kullanıldı ve Iraklı Sünniler baskı altında tutuldu. Şu anda IŞİD’in ana omurgası da Suriyeli ve Iraklılardan oluşuyor. Elbette yabancı savaşçılardan da katılım oldu.

Batılı güçler IŞİD militanlarının Suriye ve Irak’a gitmesine gözlerini yumdular ve bu şekilde de onların aslında bu savaşa dâhil olmalarının önünü açtılar, kolaylaştırdılar. Daha fazlası bazı Arap ülkeleri de para desteği sağlayarak, bu örgütü destekledi.

IŞİD’e Batılı ülkelerden çok katılım olmasının sebebi nedir?

Birincisi; bunu Batı kolaylaştırdı. Dolayısıyla bunun önünü açtı. Silah yardımı yaparak kolaylaştırdı. İkincisi; Batı’da yaşayan Müslümanlar hem eğitim bakımından, hem çalışma hayatı bakımından, hem de sosyal hayat bakımından eşitsizdir. İkinci, üçüncü sınıf muamele görüyorlar. Mesela; Avrupa’daki Müslümanlar en az ücret alan kesimlerdir. En az eğitim imkânı olanlardır. Bundan dolayı toplumdan, siyasi hayattan ayrıştırılıp marjinal hale getirildiler. Üçüncüsü ise Suriye ve Irak’ta katledilen Müslümanların görüntüleri, fotoğrafları insanları etkiledi. Bu ayrıca ikinci bir travma ortaya çıkardı.

Peki, IŞİD’i terör örgütü olarak tanımlıyor musunuz?

Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, uluslararası örgütler, bunların hepsi IŞİD’i bir terör örgütü olarak kabul ediyor ama şunu unutmamamız gerekiyor ki; IŞİD’e karşı onu bir terör örgütü olarak değil, özgürlük savaşçıları olarak gören insanlar da var. Irak’ta ve Suriye’de Sünniler arasında özellikle çok büyük bir kesim IŞİD’i Sünnilerin savunucusu olarak görüyor.

ARAPLARIN RÜYASINDA ERDOĞAN GİBİ BİR LİDER VAR

Çalışmalarınızda Türkiye’yi model ülke olarak tanımlıyorsunuz. Bundan kastınız nedir?

Türkiye; demokrasiyle, hukukun üstünlüğünü geliştirmesiyle, insan haklarıyla İslam dünyası ve Arap ülkeleri için mükemmel bir model. Müslüman Kardeşler’in Mısır, Ürdün ve Fas’taki partileri, “Biz eğer iktidara gelirsek, Türkiye’deki modeli hayata geçireceğiz, onu uygulayacağız” diye açıktan bunu da deklare ettiler.

Şu anda zaten Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Arap ülkeleri arasında çok popüler bir isimdir. Son 10-15 yıl içerisinde ekonomideki, demokratikleşmedeki, insan haklarındaki büyük başarı Türkiye Cumhurbaşkanı'nı, Arap ülkeleri nezdinde çok büyük bir model haline getirdi. Şu anda bu nedenlerle Arap ülkelerinin çoğunda Arap halkları kendi liderleri olarak Erdoğan gibi bir lider görmek istiyor. Sadece ekonomi ve demokratikleşme konusunda değil, aynı zamanda Arap davasına sahip çıkması ve Arapları İsrail meselesinde savunmasında da Erdoğan’ı çok popüler hale getirdi.

Her ülkede Erdoğan gibi bir lider olsa ne olur?

Bu durum bütün Arapların rüyasıdır. Sadece Erdoğan gibi ayrı ayrı liderler olmasına gerek yok. Sadece tek bir Erdoğan bile bu insanları çok mutlu edecektir.

İSLAM’A SALDIRI ELEŞTİRİ OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR

Batı’da anti-semitizm konusunda bir yaptırım var ama İslamafobi konusunda ise bir yaptırım yok. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bu çok ciddi bir konudur. Bu konuda Batı’da bir çifte standart olduğunu görüyoruz. Yani anti-semitizm ve İslamafobi’nin çifte standart olduğunu herkes görüyor. Avrupa’da ve Amerika’da, anti-semitizm yasalarla suç olduğu kabul edilen bir şey. Anti-İslam ise suç olarak kabul edilmiyor. İslamafobi olarak kabul ediliyor. Bu da bir düşünce özgürlüğü olarak lanse ediliyor. Eğer İslam’a saldırırsan bu bir eleştiridir ve senin doğal bir hakkın olarak görülüyor ama eğer İsrail’i ya da Yahudileri eleştirirsen hemen anti-semitik olarak etiketleniyorsun. Bu nedenle Batı’daki çifte standart bu terör algısının bir sonucudur.

KÜRTLER ASLINDA BİR ARADA YAŞAMA İRADESİ İSTİYOR

İngiltere’de olmanıza rağmen Türkiye’yi yakından takip ediyorsunuz. Sizin PKK hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

PKK ile IŞİD arasında önemli bir farklılık var. PKK, IŞİD’den farklı olarak, dini bir örgüt değil, dini bir söylemi yok ve Türkiye’de bu bölgede özerk bir yapı isteyen bir örgüttür. Yani IŞİD kendisini dini söylemlerle kullanan bir yapı, PKK etnik söylemlerle varlığını sürdüren yapı.

ABD, IŞİD gibi PKK’yı da uzun süredir terör örgütü olarak görüyor. IŞİD daha acımasız yöntemler kullanıyor ve stratejisi olmayan bir yöntem izliyor. PKK, IŞİD’e göre daha stratejik ve hesaplı bir şekilde hareket eden bir yapı.

Çözüm sürecini nasıl görüyorsunuz?

Çözüm sürecini çok önemli buluyorum. Böyle bir süreci sürdürmediğiniz takdirde PKK, şiddet eylemlerini yürüten bir örgüt olarak varlığını devam ettirecektir. Türkiye’yi Müslüman ülkelerden ayıran temel özellik buradadır.

Türkiye bu meseleye barışçıl bir çözüm bulmak istiyor. Türk liderler bu meselenin askeri yolla çözülemeyeceğini görmüş durumdalar. Mesele sadece bir çözüm süreciyle kalmayacak. Aynı zamanda siyasi, sosyal ve ekonomik bakımdan da çok büyük bir dönüşümü beraberinde getirecek. Bu kapsamlı bir pakettir. Son yıllarda Türkiye’nin yaptığı da budur.

Çözüm süreciyle birlikte mesele sadece çözüm sürecini yürütmek değil, aynı zamanda bunun sosyal, ekonomik ve politik nedenlerini de gözetip bunun sonuçlarını da beraber yürütmek.

Türkiye son yıllarda bunu yapıyor. Bu mesele 90’lı yıllarda yani barışçıl bir şekilde çözülmediği dönemlerde Türkiye her yıl ortalama 5 bin masum insanını kaybediyordu. 2002’de AK Parti iktidara geldiği zaman bu meselenin artık ihmal edilebilir bir mesele olmadığını gördü. Bu, Türk ordusunun çok daha güçlü, etkili hale geldiği için böyle olmadı.

Bu, aynı zamanda insan hakları ve hukukunun üstünlüğünü hayata geçirmenin de bir sonucu olarak karşımıza gelmiş oldu.

Bu süreç. aynı zamanda Türkiye’yi dünyanın en büyük ilk 15 ekonomi ülkesi haline getirdi. Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi haline getirdi. Ortadoğu’nun da en büyük ekonomisi haline getirdi. Bunun sonucunda da Kürtler, seçimlerde HDP yerine AK Parti’ye oy verdi. Bu şunu da gösterdi: Kürtlerin çok büyük bölümü bağımsızlık ya da ayrışma istemiyor. Bu ülkede bir arada yaşama iradesi istiyor.

Batı, Türkiye’deki Kürt sorununun çözülmesini mi istiyor yoksa Türkiye’deki bu karışıklığın devam etmesini mi?

 

Batı’nın bu konudaki yaklaşımında bir çelişki var. Bir taraftan Türkiye’nin Kürt meselesi, insan hakları meseleleri ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri geliştirip Avrupa Birliği’ne üye olması fikrini destekliyor. Türkiye’ye bu şekilde telkinlerde bulunurken, Arap ülkelerine ise bu konuda telkinlerde bulunmuyor. Türkiye de bu meseleyi kendi meselesi olarak görüyor. Bu süreci de kendi projesi olarak başkalarının karışmasına izin vermeden başarılı bir şekilde sürdürüyor.

Source: Yeniakit

Copyright © 2017 Hamed El Said, PHD. All Rights Reserved.